Öz Örüntü

Duygularının ağırlığı altında kalmış bir kişilik ne yaptığı işlerden verim nede yaşadığı ilişkilerden tat alamaz. Duygular ancak insanın kendisiyle yüzleşerek hafifleyebilir. Bu kolay olmasa da etkili ve yaşanması gereken bir süreçtir. Oysa gittikçe daha az insan bu yolu seçebiliyor. Bunun nedeni de insanların artık içini dökebileceği ya da kendi yüklerini paylaşabileceği insan sayısının azalmasıdır. Her bir noktada kendini hissettiren güvensizlik aslında insanı daha kısa sürede varabileceği bir felakete sürükler. Materyalist bir dünyada duygular anlamsız görünse de dikkate alınmadıkları için verecekleri zarar her zaman artarak devam eder.

Tamamıyla mantığına güvenen bir kişi bile hangi duygusunun peşinden giderse gitsin kendisine ait farklı bir dünya ile karşılaşır. Duygularını daha ön planda yaşayanlarda onları sürekli takip ettikleri için kendilerini gözden kaçırırlar. Mümkün olan en dengeli yol duyguların deşarjını sağlayacak bir yapıyı hayatımıza uygulamaktır ve kendimizle yüzleşmemizi sağlayacak şeylerden kaçmamaktır.

Son derece önemli bir keşif olan Göbeklitepe de tarihe ait gelişimsel örüntünün bildiğimizin dışında başka bir yolu tercih ettiğini görebiliyoruz. Elde edilen bulgular ile avcı ve toplayıcı toplulukların Göbeklitepe gibi dini merkezlerde sürekli olarak bir araya gelmelerinin sonucunda yerleşik hayata geçilmiş olabileceğini bizlere söylüyor. Kalabalık toplulukların ibadet merkezine yakın olma arzusu ve çevrede bu toplulukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yeterli kaynak bulunmamasından dolayı insanlar tarıma yönelmiş olabilirler.

Yazılan kitaplar ile anlatılmaya ve simyasal öğelerle fantastik bir dünyada çekilen atiye dizisi ilede pek çok noktada işleniyor. Benim için ise özellikle kurgusal enerjinin dünya üzerindeki dönüşümü açısından önemli. Çünkü bu şekillenmenin sırları ve tarihi bakımından bildiklerimizin aslında ne kadar sınırlı olduğunu da göstermiş oluyor. Hayat kendi desenini binlerce yıldır sorunsuz bir şekilde çizmeye devam ediyor. Fakat onca gelişmeye rağmen biz hala kendi enerjimizi anlamaktan çok uzağız, demek ki bu konuda beklenen gelişim düzeyi gösteremiyoruz ve bu varsaydığımız erdemlerin çok üzerinde. Bunu anlamaya çalışmak belkide bize beklediğimizin çok daha fazlasını verebilecektir.

Örüntü, çoğunlukla uzaysal ve geometrik karaktere sahip, iki veya üç boyutlu bir nesne olarak düşünülebilir. Diğer bir ifadeyle örüntü, ilgilenilen varlıkla ilgili gözlenebilir veya ölçülebilir bilgilere verilen isimdir. Bu açıdan değerlendirdiğimizde kurgu düzensiz ve kuralsız olayların diziliminden oluştuğuna göre örüntü onu gözlemlediğimiz, ölçebildiğimiz ve konuşabildiğimiz düzen anlamına gelir. Hayatınızı düşündüğünüz vakit geçmiş olaylarınız mutlaka bir örüntü oluşturmuş ve bu örüntü kırılmalar hariç değişime uğramadan devam etmiştir. Bizler buna kimi zaman rutin hayat koşulları da diyebiliyoruz. Kendimizden yola çıkarak tüm dünya tarihine bakacak olursak yine kuralsız ve kaotik bir dizilimin ölçülebilir ve kendi içinde düzene sahip yapısıyla karşılaşırız.

Dünyayı yöneten sistemler ister politik ister ekonomik olsun hepsi örüntüye göre hareket eder ve krizleri, savaşları, zenginlikleri ortaya çıkarırlar. Bizler bu tablo karşısında duygularımıza yenik düşmemeli ve akışın farkında olmalıyız. Böylece onu çözmeye çalışabiliriz. Gelişmekte olan hislerimizi de bu şekilde öngörü ve kaotik olayların çözümü için kullanabiliriz.   

Örüntüyü en iyi gözlemleye bildiğimiz alanlar doğa ve gökyüzüdür. Doğadaki yaşam formları türlerin dizilimi ve şekillenmesi yer şekillerin oluşumu atmosferik olaylar hepsi birer örüntü yaparak meydana gelirler. Sistem kendi içinde enerjisini aktararak sınırlarını korumayı başarır. Sınırlarını bilmeyen insan ise bu döngüyü bozabilecek hareketlerde bulunarak sınırlı koşulları zorlar ve bu kendisi için bir son hazırlamaktan başka bir şey değildir.

Uzayda yer alan madde ve cisimlerde tıpkı doğadaki yapıya benzeyen örüntülere sahiptir. Fakat buradaki enerji büyüklüğü kendine has zaman ve mekân kavramı içinde değerlendirilmelidir. Yok olan galaksiler, yeni doğan yıldızlar, gezegenler ve kara delikler bu yapının örüntüleridir. Tabi ki onların içinde bilinmeyen parçacıklar ve maddenin bilinmeyen formları da yine örüntü yapmaya devam ederler.

Tüm bu örnekler bizlere hayatın içinde aslında ne kadar esnek olmamız gerektiğini gösterir. Çünkü kurgu kuralsız bir şekilde örüntü yaparken ortaya çıkan olayların bizi yıpratması çok daha kolay bir şekilde gerçekleşecektir.

Yapılması gereken kendi hayat örüntümüzü çözümlemeye çalışmak olmalıdır. Bu çözümleme ne kadar başarılı olursa hayatımız için alacağımız kararların başarı oranı da o kadar büyük olacaktır. Sahip olduğumuz endişe ve kaygıların çoğu kendi senaryomuz hakkındaki bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Yaşadığımız sürece kendimiz için pek çok yatırım ve hazırlık yapmaya çalışırız fakat kendi hayat hikâyemizin nasıl geliştiğini hiç düşünmeyiz ve hiç bir şey yapmadan yaşarız. Bu kendimiz için en büyük eksikliktir.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön