"Enter"a basıp içeriğe geçin

İçsel Denge

Bal ve Zehir

Verilen emeklerin yorgunluğu bezen bedeninizden çok ruhunuzu yorar ve gözyaşı olur. Durmak ya da yola devam etmek anlamsızlaşır. Zaman peşinizdedir insanlar çevrenizde düşünceleriniz ise bir gölge olur. Kendinize sormak istediğiniz soruların çoğu sesler arasında kaybolur.

Arayışınız yola devam etmek içindir yaptığınız hiçbir şeyin başka bir anlamı yoktur aslında. Sonra belli belirsiz bir düşünce gelir aklınıza. Kendinizi değersiz hissettiren her şeye karşı özünüzden gelen bir düşünce saçmada olsa size bir umut verir. Kâğıtlara bakarsınız temiz bir tane seçersiniz ve artık kaldığınız yerden devam etmenin vaktidir.

Her yolcu sırtında bal ve zehir taşır. Fakat kurgusu içinde ona ikisi de aynı gelir. Hayatı ona gösterdikleriyle ikisini de yedirir biri diğerini bastırır ve o farkında olmasa da kendi dengesini kurma eğilimindedir. Onların görevi yolcuya yoldaşlıktır. Yolcunun sırrı hareket etmektir ve hareket başarı için her zaman yeniden başlayabilir.

Sıcak ve soğuk

Tatlı bir söz ya da bir bakış insanı ummadığı bir noktaya getirebileceği gibi zehirli bir dilde pek çok canlar yakabilir. İnsanda ve evrende her şey sıcak ve soğukta saklıdır. Duygularınız olmasa ruhunuz ısınmaz ve keder olmasa yağmurlar yağmaz gönlünüze. Bir ipek gibi dokunmuş olan kâinata benzer insanın içi kaynağında buz ve ateş vardır. Kendisiyle olan mücadelesi de ondandır.

Dünyanın iki kutbu arasında esen rüzgârlar çeşitliliği yaratır. Çöller ve ormanlar zıt olsa da birbirlerini tanırlar. Onları da kavuşturan ve birbirine bağlayan nice olaylar örülür atmosferin altında. Sayısız insan çıkar karşına kimisi soğuk kimisi sıcak onları karşılamaya hazır mısın kendi dünyanda. Hazır değilsen ya ormana atarsın onları ya da çöllere tıpkı seni attıkları gibi. O yüzden kendi iklimini bilmeden girdiğin dünyalarda yaşamanda zorlaşır.

Hırsın ve nefsin sıcaktır kanaat ise soğuk kendi atmosferini dengeleyemezsin fırtınalar dağıtır kalbini toparlayamazsın. Kendi ikliminde insan barındıramıyorsan ne ya yarar makamın ya da insanlığın…

Hayatlar

Düş kapanlarına yakalanmış hayat hikâyelerinin arasından geçip gitmek gibi bazen hayat. Her birinde canavarlaşan duygularla savaşan insanlar ve onların sıkışmış halleri var. Kimse mutluluğundan ödün vermek ya da paylaşmak istemiyor. Bölüşülen masaların sınırları bazen düşman devletlerin sınırlarına dönüşüyor. Sabahlar ve akşamlar yorgun çocuklar bile sıkışan hayatların baskısıyla ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

İhmal edilen şeylerin ne kadarı kazanılanlarla karşılanabiliyor. Yaşamak istediğimiz duygular için hesapsız bir koşuşturmanın içinde farkına varabildiğimiz neler var. İnsanın muhtaç olduğu nefes huzurun kapısından geçmeli ve yolunu ona göre belirlemelidir. Kendi kapanını çözmek için ise hayattan aldıkları ve anladıkları mutlaka kesişmelidir.

Gönül Rızası

Yaşamınız içinde gönül rızanız az ise dikkat edin bu sizi ya hasta eder yada ruhsal dengenizi bozar böylece yaşam kalitesi eksik bir hayat sürersiniz. Gönül hoşnutluğu denilen şey gün içersinde duygusal yapımızla mantığımız arasında gidip gelen bir müzakereler zinciridir. Bizler bunların sonucunda hayatımız için seçimler yapıp kararlar alırız. Eğer bu müzakerede mantık ön plana geçmek zorunda kalıyorsa kişi zorunlu olduğu şeyleri yapıyordur. Bunda maddi bağımlılığın etkisi de fazladır. İyi kazanıyor olmak bu durumu düzeltecek sanmayın çünkü duygularınız kazancınızla ilgilenmiyordur. Muhtemelen bu durum duygularınızın özgür kalamadığını gösteriyordur. Bu ise daha çok cesaret ile mümkün olur. Yaşamınızda gönül rızası ve dengeye önem verebilirseniz sizi rahatsız eden pek çok duygudan da kurtulabilirsiniz. Bu sadece bizim için değil sevdiklerimize karşı davranışlarımız içinde geçerlidir. İç huzurunuz ve sağlığınız için günde bir kere gönlünüzün rızasını almaya çalışın.

Öfkenin Yapısı

Kızgınlığın ve öfkenin son derece kaotik bir yapısı vardır. Bu yapı kişinin hem alt benliklerine hem de kendi yaşam yolculuğunun hikâyesine bağlıdır. Bu özelliğinden dolayı da çözümlenmesi zor ve dönüşü olmayan problemleri ortaya çıkarabilir. Kendi sorgulama sistemi olmayan ve eleştiriye maruz kalmayan benlikler öfke enerjisini benliklerinde biriktirebilir. Aynı zamanda hayat hikâyelerinde yaşamsal eğitimden uzak kalanların hayata olan kızgınlıkları da fazladır. Bu durumda kişinin bu kaynakları nereden beslediğine bakmak gerekir. Benliğin ve hayat yolunun bilgiden uzak kalması beslendiği diğer konuların yanlış bir yapı oluşturması demektir. Bunun sonucunda da olumsuz duygular davranışa dönüşmek için zemin bulmuş olurlar. Aynı zamanda kendi içinde bir kısır döngü yaratarak toplum sağlığını da giderek bozan bir yapı meydana getirirler. Kendimizi bilgiyle beslemenin yanında kendi değerlerimizi de gözden geçirmezsek yine olmaz. Çünkü bu seferde benliklerimize ait ego bizi ele geçirecektir. Bu yüzden kişi tüm bu basamakları çalışan bir sisteme bağlamalı ve kendi iç huzurunun denklemini formüle dökebilmelidir. Buda onun bakış açısını değiştirmesine ve genişletebilmesine bağlıdır.

İlişkilerde Dönüşüm

İnsanlar için en kolay ve en yakın dönüşüm imkânı sürdürdükleri ilişkiler içerisinde saklıdır. Bunun nedeni insanların genel olarak ya alıcı ya da verici enerjiye sahip olmalarından kaynaklanır. Bir kısmımız hayatı boyunca ondan çok şey beklenen biri olarak hayatına devam eder. Ailenin en fedakârıdır. Eşi, çocukları ya da arkadaşları ondan sürekli destek almaya çalışırlar. Genelde çok yorulurlar fakat görevlerine devam etmek isterler. Bu kişiler için dönüşüm bu durumun farkına varıp artık kendisi içinde bir şeyler yapabilmekle başlayacaktır. Bu durumun tam tersinde ise alma konusunda başarılı olanlar vardır. Her ne kadar istediklerini zaten aldıklarını düşünseler de aslında onlarında dönüşüme ihtiyacı vardır. Bunu da kolayca almak yerine kendileri halletmeye çalışarak ya da başkaları içinde bir şeyler yaparak başarabilirler. İşin özünde tek yönlü enerjiler insanın her zaman olumsuz senaryosunu oluşturan baş aktördür. Bu yüzden kendimizi doğamızda olan alıcı/ verici seviyesine yükseltmemiz gerekir. Çünkü insanlar için iki durum içine de gizlenmiş mutluluklar vardır.

Konuşmak etkili bir terapidir sadece güven duygusunun eksik olmaması gerekir. Manevi ihtiyaçlarımız olan duyguların pek çoğunu paylaşarak yaşarız. Karşılıklı güveni tam olan bir konuşma aynı zamanda mükemmel bir paylaşım deneyimidir ve içinde her tür duyguyu barındırabilir. Günümüzde insanları suskunluğa iten pek çok nedenin bir arada olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Örneğin Sosyal ağlar insanları iletişim kuruyorum hissini yaratarak yanıltır. Kişi paylaşımların tatmin duygusu ile yetinmek zorundadır. Ayrıca hiç bir duygu yada ortak bir paylaşımda sağlayamazlar. Çıkarlarımızda konuşmalara yoğun bir oto sansür uygulayarak güven hissini köreltir ve duygusal paylaşımı imkansız hale getirir. Tüm bu baskı unsurları gönül rahatlığı ile konuşmayı kişinin aile ortamında bile yapılamaz hale getirir ve sonunda ruhsal dengemiz bozulmaya başlar. Düzenli ve güvenli konuşma ve sohbetler kişiyi her türlü kötü duygulardan koruyabilen bir enerji yaratır. Bunu her gün görüştüğüm simya eğitimi alan öğrencilerimde de görüyorum.

Dinleyebilmek

Konuşabilmemiz karşımızdaki dinleyiciye bağlıdır. Her ne kadar herkes konuşmaya daha hevesli olsa da başarılması gereken şey önce dinleyebilmektir. Dinleyebilen sayısının azalması ise günümüzdeki iletişimsizliğin en temel sebebidir. Her hangi bir öğretide bile dinleyebilen sabrı ve anlama kapasitesi kişinin kendisini geliştirebilmiş olmasıyla da yakından ilgilidir. Dinlemek zor bir eylemdir. Çünkü dinleyen karşısındakinin anlatımına cevap vermeye ve anlamaya çalışır. Gerçekten dinlemiyorsa karşısındaki kişinin zihninde negatif kodlanır. Aynı zamanda iyi bir dinleme en iyi konuşma yöntemidir. Karşımızdaki insan anlaşıldığını hissediyorsa zihninde bizi çok iyi konuşan biri diye kodlayacaktır. Yaşamınız içerisinde çevrenizi, havayı, doğayı dinlemeye çalışın bu karşılaşabileceğiniz en iyi öğretidir. Çünkü dinlemek hislerinizi çalıştırır ve onları kuvvetlendirir. Kendinizi dinleyin çoğu zaman problemlerin çözümünü size fısıldıyordur ama siz kendi sesinizi duymuyorsunuzdur.

Sabır

Sabır insanın ayarlaması gereken ve hassas bir dengeye sahip olan yapısıdır. Herkeste farklı miktarda ve farklı çeşitlerde bulunur. Sabırlı olmanın pozitif gücü nerde ve neye sabredeceğimizi doğru saptamakla elde edilebilir. Bunu saptamak için de hayatı çok iyi gözlemleyebilmemiz gerekir. Sabırsızlık durumunda hayatımızın kontrolü kaotik olay gelişiminin gidişatına kalır. Sabır kurgusal sürecimizi çözmemizi sağlayan en önemli anahtarlardan biridir aynı zamanda. Lakin fazla sabırda kontrolü yine gidişata bırakacaktır. Çünkü en yakınınızdaki insan bile siz sabrettikçe bu alanı sonuna kadar kullanmaya çalışır. Bu konuda dur demek için en çok zorlandıklarımız ise en değer verdiğimiz insanlardır. En değer verdiğimiz insanın bize bunu yapması ayrı bir kaotik sürecin etkisindedir. Tüm bunlar hayat hikayemizin sınama noktalarıdır. Bazen izin vermek bezende dur demek gerekir. İşte bu iki unsurun zamanlamasını yapabilen de yolunu bulmuş olur. Öz ile kurgu arasındaki mücadelede uyum bozulmuyor ve hayat muntazam şekilde devam ediyorsa bunun tek nedeni birbirlerine olan doğru sabrı gösterebilmelerindendir.

Kusursuz olmak

Kusursuz olmaya çalışmak insana hiç bir şey kazandırmaz sadece duvarlarını yükseltir. Fakat insanın duvardan çok köprülere ihtiyacı vardır çünkü yalnızlığı kuramadığı köprülerin azlığından kaynaklanır. Bununla birlikte yaşamımız kendi derslerini kusurlarımızın içine gizler ve o derslerden mahrum kalanlar büyüyemezler.

Unutmamak gerekir ki eksikliklerimizi bize hayat vermiştir onlar bizi ya iyinin yolundan yürütür ya da çok yönlü olan kötülüğe götürür. İşte ruhsal güzelliği görebilmek de bu sınavda verilen emekle gerçekleşir. Bu yüzden tamamlama yerine tam olanın hazzını yaşamaya çalışmak çok yönlü bir tuzaktan başka bir şey değildir. Size nedensiz gelen ve beğenmediğiniz zorlukların altında müthiş bir hazine yatmaktadır. Asıl kötü olan da bu hazineyi bulanların sayısının her geçen gün azalmasıdır.

Işığı göremeyen değil hayatın barındırdığı anlamları görmeyenler kördür şu hayatta ve tamamen akışa kaptırmışsa kendini engelli bir hayat yaşıyordur farkında olmadan. Çünkü bilincinde olmadığı bir bilincin işlediğini anlayamamak tüm duyularından da yoksun olmaktır. Değerlerin ucuzlatılıp hırsların ön plana çıkarılması herkesin birbirine karşı yaptığı en büyük hatadır. Bu yüzden herkes birbirini köşeye sıkıştırmaya çalışır ve bu zincirin hiç bozulmayacağını bilenlerde vardır. Şekillendirmeye çalıştığımız hayatlar ile yaşadığımız hayatların bu kadar farklı yönde olmasının nedeni de yine bunlara bağlıdır. Anlamı kavranamayan hayat ve hırs serbestçe dolaştığı sürece insanın daha pek çok karanlık kurguları yartacağı aşikardır.


“Yazıların Tüm Hakları Saklıdır”Murat KOYUN