"Enter"a basıp içeriğe geçin

İçsel Denge

İçsel Yalnızlık ve Şiddet

İçsel yalnızlığın dönüşümü kendisini dışa vurumcu bir şiddet eylemi olarak gösteriyor. Bu durum ise en çok aile içerisinde etkileşim yaratarak dramatik bir çözümsüzlük şekli almaya başladı. Yıllardır kompleksi ve minnetsiz olmanın popülerliğini yükleyen çevresel mesajlar durumu geniş bir yaş aralığına yansıtmayı başardı da diyebiliriz. Ayrıca zaman geçirmenin ve iletişimin algısal kalitesi düştükçe de bu karakter yapısı kendisini daha iyi besleyebiliyor. Duygusal amaçların azalması ve maddi çıkarın her noktada öne geçmeyi başarması da zemini kuvvetlendiren son derece önemli bir etki. Tabi geri dönüşü olmayan bu çağın şartlarını değiştiremeyiz fakat duygusal değerlerin mücadelesine bir şekilde katkı yapabiliriz. Bu yüzden ilk kendi değerlerimizin içindeki durumu öğrenmeye çalışmamız gerekiyor. Sonrasında ise her tür sevgiyi daha bağımsız ve sabit bir hale getirmeye çalışarak devam edebiliriz.

Özün Hareketi

Sessizlik zordur çünkü öz insana hücum eder. Dengede değilse insana zarar da verir. Öz güzellikler ülkesi değil yaşamın alışılmadık gerçek yüzüdür. Bir araya gelindiğinde ister mutlu ister üzgün olunsun özün sessine kapanır kulaklar ve unutur insan. Kalabalıklar da kesilir sessizliğin nefesi. İçe dönmek bu yüzden zordur. Çünkü insan kendisini aşağı çekmeyi çok iyi başarır. Kendi içinde kaybolmaktan korkar insan ve derinliği sözlerde arar lakin bulamaz. Bunun için teslimiyet ve yolun bilgiliğine inanmak gerekir. Yol insafı ve öze yaklaşabilmeyi anlatır.

Düşünceler

Düşünce hızı önümüzdeki en büyük engellerden birisidir. Gün içinde pek çok durumu değerlendirip karar verirken aklımızdan geçen pek çok düşünceyi kaçırırız. Bu düşüncelerin tamamını kontrolden geçirmek zaten imkansızdır fakat onları yavaşlatarak iç dengemizi sağlayabilmek daha kolay olacaktır. Ayrıca düşüncelerimizi yavaşlatarak sessizliğin dili ile bize hükmetmeye çalışan çevresel faktörleri azaltma ve kendi enerjimizi daha verimli kullanma şansı yakalayabiliriz. Diğer bir etkisi ise düşüncelerimizi yavaşlatmak diğer insanları daha kolay anlama ve tanıma fırsatı verir. Günümüz dünyasında olması gerekenden çok daha hızlı bir kurgunun içinde yaşarken dengelemeye önem verenler her zaman kazanacaktır. Duygusal hayatımızdaki bir çok sorun da yine hızlı dönüşümlerin içinden geçmeye çalışmamıza bağlıdır.

Pandemi

Kendi hayat öykümüzde ya da genel olarak hayatın kendi akışı içinde kısır döngüler olayların seyrinde çok önemli yönlendirmeleri yaparlar ve aşılmaları için direnç noktalarını bulmak gerekir. Bugün verdiğimiz mücadelede sağlık çalışanları başta olmak üzere görevinin başında olmak zorunda kalanlar ve ekonomik durumlar tam bir kısır döngü içerisine doğru sürükleniyor. Bu noktada insanlar kendi düşünce bariyerlerini aşamayıp hala anlaşılmaz bir vaziyette tartışmaları ve çekişmeleri bizleri iyi bir noktaya götürmüyor. Hayat kendi öğreticiliğini kullanacaksa gerçekten çok sert davranabilir. Özelliklede bunun bilincine varmak gerekir. Yapılması gereken en basit bir kuralın bile bu dönemde çok önemli ve faydalı olacağı düşüncesi ile hareket etmek toplamda bu kısır döngüleri aşmamızı bile sağlayabilir. Gelecek hiçbir zaman elimizde olan bir şey değil onu düşünerek kaygı yaratmanızın hiçbir anlamı yok. Şimdiye sahip çıkmamız gerekli çünkü sahip olduğumuz şey yaşadığımız andır.

Öfkenin Yapısı

Kızgınlığın ve öfkenin son derece kaotik bir yapısı vardır. Bu yapı kişinin hem alt benliklerine hem de kendi yaşam yolculuğunun hikâyesine bağlıdır. Bu özelliğinden dolayı da çözümlenmesi zor ve dönüşü olmayan problemleri ortaya çıkarabilir. Kendi sorgulama sistemi olmayan ve eleştiriye maruz kalmayan benlikler öfke enerjisini benliklerinde biriktirebilir. Aynı zamanda hayat hikâyelerinde yaşamsal eğitimden uzak kalanların hayata olan kızgınlıkları da fazladır. Bu durumda kişinin bu kaynakları nereden beslediğine bakmak gerekir. Benliğin ve hayat yolunun bilgiden uzak kalması beslendiği diğer konuların yanlış bir yapı oluşturması demektir. Bunun sonucunda da olumsuz duygular davranışa dönüşmek için zemin bulmuş olurlar. Aynı zamanda kendi içinde bir kısır döngü yaratarak toplum sağlığını da giderek bozan bir yapı meydana getirirler. Kendimizi bilgiyle beslemenin yanında kendi değerlerimizi de gözden geçirmezsek yine olmaz. Çünkü bu seferde benliklerimize ait ego bizi ele geçirecektir. Bu yüzden kişi tüm bu basamakları çalışan bir sisteme bağlamalı ve kendi iç huzurunun denklemini formüle dökebilmelidir. Buda onun bakış açısını değiştirmesine ve genişletebilmesine bağlıdır.

İlişkilerde Dönüşüm

İnsanlar için en kolay ve en yakın dönüşüm imkânı sürdürdükleri ilişkiler içerisinde saklıdır. Bunun nedeni insanların genel olarak ya alıcı ya da verici enerjiye sahip olmalarından kaynaklanır. Bir kısmımız hayatı boyunca ondan çok şey beklenen biri olarak hayatına devam eder. Ailenin en fedakârıdır. Eşi, çocukları ya da arkadaşları ondan sürekli destek almaya çalışırlar. Genelde çok yorulurlar fakat görevlerine devam etmek isterler. Bu kişiler için dönüşüm bu durumun farkına varıp artık kendisi içinde bir şeyler yapabilmekle başlayacaktır. Bu durumun tam tersinde ise alma konusunda başarılı olanlar vardır. Her ne kadar istediklerini zaten aldıklarını düşünseler de aslında onlarında dönüşüme ihtiyacı vardır. Bunu da kolayca almak yerine kendileri halletmeye çalışarak ya da başkaları içinde bir şeyler yaparak başarabilirler. İşin özünde tek yönlü enerjiler insanın her zaman olumsuz senaryosunu oluşturan baş aktördür. Bu yüzden kendimizi doğamızda olan alıcı/ verici seviyesine yükseltmemiz gerekir. Çünkü insanlar için iki durum içine de gizlenmiş mutluluklar vardır.

Hayatlar

Düş kapanlarına yakalanmış hayat hikâyelerinin arasından geçip gitmek gibi bazen hayat. Her birinde canavarlaşan duygularla savaşan insanlar ve onların sıkışmış halleri var. Kimse mutluluğundan ödün vermek ya da paylaşmak istemiyor. Bölüşülen masaların sınırları bazen düşman devletlerin sınırlarına dönüşüyor. Sabahlar ve akşamlar yorgun çocuklar bile sıkışan hayatların baskısıyla ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

İhmal edilen şeylerin ne kadarı kazanılanlarla karşılanabiliyor. Yaşamak istediğimiz duygular için hesapsız bir koşuşturmanın içinde farkına varabildiğimiz neler var. İnsanın muhtaç olduğu nefes huzurun kapısından geçmeli ve yolunu ona göre belirlemelidir. Kendi kapanını çözmek için ise hayattan aldıkları ve anladıkları mutlaka kesişmelidir.

Gönül Rızası

Yaşamınız içinde gönül rızanız az ise dikkat edin bu sizi ya hasta eder yada ruhsal dengenizi bozar böylece yaşam kalitesi eksik bir hayat sürersiniz. Gönül hoşnutluğu denilen şey gün içersinde duygusal yapımızla mantığımız arasında gidip gelen bir müzakereler zinciridir. Bizler bunların sonucunda hayatımız için seçimler yapıp kararlar alırız. Eğer bu müzakerede mantık ön plana geçmek zorunda kalıyorsa kişi zorunlu olduğu şeyleri yapıyordur. Bunda maddi bağımlılığın etkisi de fazladır. İyi kazanıyor olmak bu durumu düzeltecek sanmayın çünkü duygularınız kazancınızla ilgilenmiyordur. Muhtemelen bu durum duygularınızın özgür kalamadığını gösteriyordur. Bu ise daha çok cesaret ile mümkün olur. Yaşamınızda gönül rızası ve dengeye önem verebilirseniz sizi rahatsız eden pek çok duygudan da kurtulabilirsiniz. Bu sadece bizim için değil sevdiklerimize karşı davranışlarımız içinde geçerlidir. İç huzurunuz ve sağlığınız için günde bir kere gönlünüzün rızasını almaya çalışın.


“Yazıların Tüm Hakları Saklıdır”Murat KOYUN

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir